“Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.” (Hucurat:13)

Allah’ın selamı üzerinize olsun,

Biz rızık kıtlığı değil, iman kıtlığı çekiyoruz demiştik hani. Lafa gelince bizden iyi Müslüman yok. Cümlemizin kalbi pir-u pak! Farzlar konu olduğunda ise “Henüz hazır değilim”, “Daha zamanı var”, “Allah nasip ederse yaparım”… Daha fenası ise, “Benim kalbim temiz”, “Allah’la benim aramda” söylemleri oluyor.

Ben nefsimi aklayamam” diyordu Yusuf aleyhisselam, “çünkü nefis daima kötülüğü emreder.” Bir Peygamber bile nefsini aklayamıyorsa, bize ne oluyor da cahil cesaretiyle kalbimizin temiz olduğunu iddia edebiliyoruz. Bilmeliyiz ki bu kalpler ancak Allah’ı anarak, Allah’ı hayatımızın her alanına müdahil ederek temizlenir.

Ha bugün, ha yarın… Düğünden sonra, bayramdan evvel derken ömür geçip gidiyor. Soralım kendimize: “Ben nasıl Müslümanım?”. İslam bizim hayatımızın neresinde var? Eğer yaşanmayacak, hayata tatbik edilmeyecekse İslam ne işe yarar? Uğrunda mücadele etmediğiniz, sızısını çekmediğiniz bir davayı nasıl sahiplenirsiniz?

Allah’ın arzında yaşıyor, yiyor içiyor, sonra da cahil cesaretiyle Allah’a kafa tutarcasına emirlerinden kaçıyoruz. Bu nasıl sevgi, bu nasıl iman Allah aşkına!

Dünya uzun sandığımız kısa bir rüya… Düşünün şu yaşınıza ne zaman geldiniz. Ne çabuk geçti seneler. Bir gün kendimizi ölümün koynunda bulacağız. O gün çok uzak sanmayın. “Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.”(Hac:47) buyuruyor Rabbimiz…

Yaklaşıyor yaklaşmakta olan ve biz hâlâ gafletteyiz… Hayatımızda acilen tadilat yapmak zorundayız. Bize bir hayat daha verilmeyecek. Secdelerimiz uzamalı, Allah’ın zikri, dilimize, kalbimize, hayatımıza hakim olmalı. Çevreyi unutun. Unutun “Kim ne der, nasıl düşünür“ü. Mezara yalnız gireceğiz. Yalnız hesap vereceğiz. Kendi ellerimizle kazandıklarımızı götüreceğiz ahiret yurduna…

Rabbim bizi uyandır. Bizi hayırla ıslah et, unutanlardan, yanılanlardan, sapıtanlardan, dünyaya dalıp ahireti unutanlardan eyleme. Falana filana, eşyaya değil, sana kul et bizi. Ey Sahibim bizi iyi et, adam et bizi…(Amin)

Çoğumuz için anlaması zor olsa da, kesinlikle et yemeyen kişilerde var. Benim takipçilerimden de etsiz tarif isteyenler çıkıyor. Onlar için hafif ve gayet kolay bir yemek hazırladım. Kızartma, soteleme yok. Hazırlayıp direkt fırına veriyoruz. Hepsi bu kadar. İşte tarifimiz:

Malzemeler

  • 4-5 adet orta boy kemer patlıcan
  • 3-4 adet yeşil biber (acı olursa daha lezzetli oluyor)
  • 1 adet kırmızı kapya biber (Salçalık biber)
  • 4 adet domates
  • 2 orta boy kuru soğan
  • 1 baş sarımsak
  • 1 küçük çay bardağı zeytinyağı
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 silme tatlı kaşığı karabiber

Patlıcanlı Etsiz Fırın Yemeği Nasıl Yapılır?

  • Patlıcanları boydan 4’e bölün ve parmak uzunluğunda doğrayın. Acı suyunun gitmesi için tuzlayıp en az yarım saat bekletin. Yıkayıp karıştırma kabına alın.
  • Soğanı, biberi ve domatesi iri iri doğrayın. Sarımsakları soyup ikiye bölün.
  • Bütün sebzeleri bir kaba alıp üzerine yağ, tuz ve karabiberi atıp karıştırın.
  • Fırın tepsisine koyup üzerini folyoyla kapatın.

  • 200 derecelik fırında 35-40 dakika kadar pişirin. Daha sonra ağzını açıp 15 dakika kadar fırında tutup üst kısmın kızarmasını sağlayın.
  • Afiyet şifa olsun.