23400957566_4127cef279_oGenç bir kızımız bir kaç yıldır memur olarak çalıştığını, tanıştığı bir gencin evlenmek için kendisine talip olduğunu fakat bunun için şartları olduğunu yazmış. Gencin sunduğu şartlar şöyle: “Çalışmayı bırakmanı, tesettüre girmeni istiyorum. Ben sana, çocuklarımıza bakarım. Çalıştığın yerde akşama kadar erkeklerle berabersin. Fark etmeden harama bulaşıyorsun. Allah için bunları bırak. Benimle evlen. Allahın razı olacağı şekilde bir hayat yaşayalım”

Kızımız ise; “Ailem bana çok emek verdi okuttu. Ben nasıl işi bırakırım. Çevreme ne derim” diyor. Fakat bu kadar temiz niyetli bir genci kaybetmekten de korkuyor.

Kendisine verdiğim cevap uzayınca, cevabımı sizinle de paylaşmak istedim. Kimse alınıp kırılmasın. Çalışan kadınlara düşmanlığım yok. Bir kadının harama düşmeden, evini eşini çocuklarını ihmal etmeden helalinden kazanmasını elbette desteklerim. Ben her türlü dayatmaya karşıyım. Tabulaşmış düşüncelerimiz yıkılsın istiyorum. Daha fazla para için değil, sağlıklı bir toplum için çalışalım, normale dönelim, özümüze dönelim istiyorum. Hepsi bu kadar…


Kardeşimize cevabım şöyle:

Beyefendi kardeşim ne kadar doğru söylemiş. Böyle düşünen gençlere, erkeklere bu toplumun ne kadar ihtiyacı var biliyor musun? Böyle düşünen bir erkekle karşılaşmak isteyen kaç mümine kardeşimiz var biliyor musun canım?

“Sen evinin sultanı ol, ben sana bakarım” diyen yürekli erkekler, şu acısını çektiğimiz kanayan yaranın en büyük ilacı.

Zehirlenmişsin sen kardeşim. Seni en başta ailen, çevren zehirlemiş. “Ayaklarının üzerinde durmalısın, erkeğe muhtaç olmamalısın, ekonomik özgürlüğün elinde olsun” sözleriyle zehirlemişler seni.

Çocuklu kadınların dışarıda akşama kadar çalışması bir felakettir. Bütün yüreğimle haykırıyorum. Bu bir faciadır!
Annesi tarafından bakılıp büyütülmeye, sevilmeye muhtaç çocukların yabancı ellerde büyümesinden daha büyük bir felaket bilmiyorum ben!

Biz Allah’ın bize verdiklerine razı olmuyoruz. Biz tevekkül etmiyoruz. Bizi ayakta tutacak olanın diplomamız, maaşımız olduğunu sanıyoruz. Heyhat! İşgal edilmiş bu beyinlerle nasıl yaşıyoruz hayret ediyorum. Bu kafalarla nasıl sağlıklı bir toplum yetiştireceğiz?

Hayat kitabını okumamışsın ya da anlamamışsın sen, derslerine çalışmamışsın. Sen Rabbini hiç tanımamışsın kardeşim.

“Ben muhakkak ki, hem benim Rabbim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah’a dayanmaktayım. Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, idaresi ve yönetimi O’nun elinde olmasın. Benim Rabbim, hiç şüphe yok ki, doğru yoldadır.” (HUD/56)

Yanlış anlama lütfen. Seni suçlamıyorum. “Yalnız Rabbine sığın” demediler, “Sadece Rabbine tevekkül et” demediler bize. “Kendine güven, kendin savaş” dediler. Her an kaymaya müsait olan ayaklarımıza güvenip onların üzerinde durmamızı öğütlediler.

Hayat şartları zor, çok çalışmak, çok kazanmak lazım dediler. Annemiz çalışmadığı halde, kimseye muhtaç olmadan tek babamızın maaşıyla nasıl bir ömür geçirdiğini unutturmaya çalıştılar. Onların hayatlarını acınası gösterdiler. Aza kanaat etmek diye bir erdemimiz vardı bizim. Unutturdular.
Akşama kadar çocuğun yanında durmak zorunda değilsin. “1 saatte olsa kaliteli zaman geçir!” safsatasını beynimizin kıvrımlarına işlediler. Belli bir yaşa kadar annesinin yanında büyüyen bir çocukta oluşan güven duygusu, sağlıklı bir toplumun anahtarıydı. Bilemediler!

Kadın en çok evine yakışır demeye bile korkar olduk. “Kadının yeri evidir” diyecek olsak, bir avuç dolusu acı biberle üzerimize yürüyecek gafiller biliyorum…

Biz özümüzden koptuk, biz kendimizi unuttuk güzel kardeşim…

Tamam kadınlar doktor olsun, hemşire olsun. Mecbursa çalışsın kadınlarımız. Fakat mecburiyetler neye göre, kime göre belirleniyor? Allah’ın gazabını celbetmeyecek, haramdan uzak durulacak iş ortamları için neden kimse imza kampanyaları düzenlemiyor?


Tek suç kadınlarda değil elbet. Anneler sözü özü bir, güvenilir, erkek gibi erkek evlatları yetiştiremez oldular. “Sen evinin sultanı ol, ben sana çocuklarımıza bakarım. Sen yeter ki harama düşme. Allah bizim rızkımızı verir diyen erkekleri mumla arar olduk.” Kadının parası olmazsa yaşayamayacağını sanan, evleneceği kızı maaşına göre seçen, aldığı maaşa göre değer biçen karaktersiz erkekler(!) yetiştirdi anneler. Güvenilmez erkeklerin sayısını artırdı anneler…

Yanlış giden bir şeyler var, farkındayız hepimiz. Fakat dillendirmeye bile yok cesaretimiz.
Herkes hayat şartları zor diyor.
Kimse hesap günü daha zor demiyor.
Herkes bol kazanç için çok çalışmaktan bahsediyor.
Kimse tevekkül bereketin başıdır demiyor.
Tek maaşla kıt kanaatte olsa geçinirsin ama dünya menfaatleri uğruna Allah’ın ayetlerini çiğnersen, iki cihanda da huzur bulamazsın demiyor.
Daha fazla kazanmak için çalıştığın yerde gün boyu yabancı erkeklerle beraber olmanın doğurabileceği tehlikeleri kimse umursamıyor.

Daha anlatacak çok şey vardı aslında.  “Neden taşların altına elini koyan hep ben oluyorum” dedim ve sustum…

Cahide Sultan